Türkiye’nin, taklit ve sahte ürünlerde Çin’den sonra dünyada ikinci sırada olduğunu biliyor musunuz? Sadece gümrüklerden elde edilen verilere göre; her türlü illegal ticaretin boyutu dünyada 461 milyar dolara dayanmış durumda. Türkiye’de de bu illegal yapılanmanın parasal karşılığı 20 milyar doları aşıyor ve devlet bu kanunsuz işlerden 7,2 milyar dolar vergi kaybı yaşıyor.
Sahte oldukları biliniyor
Türkiye’de, aklınıza gelen her şeyin sahtesi üretiliyor. İşin ilginç yanı, tüketicilerin yüzde 58’inin bunları taklit olduğunu bile bile alması. Bu durumun ekonomiyle ilgisi bulunuyor. Örneğin dar gelirli insanlar, aynı markanın yazılı olduğu bir tişörtü, gerçeğinin 10 katı aşağıya alıyor. Taklit sektörü, ekonomik güçlükleri bu şekilde kendi lehine fırsata çeviriyor.
Sahtekârlık sektörünün en büyüklerinden biri de maalesef gıda ürünleri. Gıdada, sahte ürünlere taklit ve tağşiş deniyor. “Taklit”, adı üzerinde bir gıdayı taklit etme, “tağşiş ise yasak olan bir maddeyi gıdaya katma olarak ifade ediliyor. Taklit ve tağşiş konusunda maharetliyiz. Sahte ürün üreticileri yani ‘sahtekârlar’ şeytanın aklına gelmeyecek hileler yapıyor.
Kemik unundan başlayıp patates püresine
Örneğin peynire kemik unu, yoğurda jelatin, sucuğa-köfteye at-eşek eti, baklavaya bezelye, baharata tuğla tozu-boya-kuru ot, sakatata gıda boyası, bitkisel karışımlara viagranın etken maddesi, tereyağına margarin-patates püresi, portakala-süte-ete su, şuruplara bal aroması, dönere soya, tavuk dönere öğütülmüş inek memesi-sakatat parçaları-bağırsak-paça, zeytine zehirli tekstil boyası, sızma zeytinyağına palm yağı, çikolataya tekstil boyası-domuz jelatini-soya tozu-margarin, lahmacuna kemik külü, kokuşmuş tavuğa klor katıyorlar.
Gıda güvenliği önemli
Çiftlikten sofraya, üretiminden tüketimine kadar olan bütün aşamalarda gıdaların, yasal düzenlemelere uygun olarak ve insan sağlığına zarar vermeyecek şekilde üretilmesi, işlenmesi, amacına uygun olarak korunması, etiketlenmesi, satılması ve tüketilmesi olarak ifade edebiliriz.
Konumuz olan çiğ sütte gıda güvenliğini bozan etmenler üç ana başlık altında toplanıyor. Bunlardan biri fiziksel etmenler. Örneğin sağım sırasında süte kıl, sap, saman, saç, sinek düşmesini buna örnek olarak verebiliriz. Bir diğer etmen de mikrobiyolojik etmenler; Gıdalarda birçok patojen bakteri bulunuyor. Söz konusu gıdanın güvenli hale getirilmesi için o patojenlerin ortadan kaldırılması gerekiyor. Ayrıca gıdaları raf ömürleri sırasında bozan saprofit bakterilerinde ortadan kaldırılması gerekiyor.
En tehlikelileri, kalıntı ve kontaminantlar
Kimyasal etmenleri ayrı başlık altında irdelemek gerekiyor; Bunlar gıdalara bulaşan kalıntı ve kontamınantları kapsıyor ve bunlar çok tehlikeliler. Gıda sanayi mikrobiyolojik riskleri pastörizasyon ve sterilizasyon denilen ısıl işlemlerle bertaraf ederken kimyasal bulaşanları yeterince ortadan kaldıramıyor. Bunlarda gıdalarla insanlar tarafından alınıyorlar.
Burada kalıntı ve kontaminantların tanımlanmasında yarar bulunuyor. Kalıntı gıda maddesinin yapısında doğal olarak bulunmayan üretim, depolama, paketleme gibi işlemler sırasında gıda maddesinin tat, koku, görünüm, yapı ve diğer niteliklerini düzeltmek veya arzu edilmeyen değişiklere engel olmak ya da biyolojik değerlerini düzeltmek kalitesini uzun süre korumak amacıyla kullanılan madde veya maddeler karışımına “gıda katkı maddesi” bunların ürün içerisinde kalan kısmına da kalıntı deniyor. Bunlar uluslararası literatürde “rezidü” diye adlandırılıyor. Gıdalarda bulunabilen kalıntılar şunlar: pestisitler, antibiyotikler, sülfonamitler parazitisitler, hormonlar, deterjan ve dezenfektanlar.
Kontaminant gıda üretim zincirinde bulunan ve ürüne istenmeyerek ya da kontrol edilmeyen koşullar altında bulaşanlar. Bulaşmalar gıdanın üretimi sırasında ya da proses aşamasında oluyor. Gıdalarda bulunabilen kontaminantlara ağır metaller, mikotoksinler, poliklorin bifeniller, dioksin, ve furanları örnek olarak verebiliriz.
Yediklerinize içtiklerinize dikkat ediniz.






















































